TÜRKİYE GENELİ

KORONA VİRÜS VERİLERİ

VAKA: 0
AKTİF VAKA: 0
ÖLÜM: 0
İYİLEŞME: 0

TÜRKİYE VE DÜNYA ÜZERİNDE KORONA VİRÜS VERİLERİ İÇİN

Ana Sayfa Yazarlar 5.12.2020 87 Görüntüleme
HAYATIN KENDİSİ KADIN

HAYATIN KENDİSİ KADIN

Ahmet ÖZDEMİR
Olur mu kadını bir güne, iki, güne, üç güne hapsedip, ağzına bir parmak bal sürmeye kalkışmak. Hayatın kendisidir kadın. İnsanlığın, uygarlığın kendisi. Sözcüklerle anlamlandırmaya gücünüz noksan kalır. Kadınlara armağan gibi sunulan günler, olsa olsa kadınlık tarihi zaman tünelinde birer satır başıdır.
Üç ay sonra kutlayacağımız, 8 Mart Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gün. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılan bugün, ülkemizde ilk kez, 1921’de “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. Çünkü bugün, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına belirlenmişti.
Geride bıraktığımız haftalar içinde kutladığımız
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü de 25 Kasım 1999’da BM Genel Kurulu kararı ile ilan edildi. Kadına yönelik şiddete uluslararası boyutta dikkat çekmek amacını taşıyordu. Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva, Maria Mirabel’in cesetleri bir uçurumun dibinde bulunmasından kaynaklanıyordu.
Elbette, insanlık adına, bu olaylara, bu günlere karşı üç maymun olamayız. Onları küçümsemeye kalkamayız. Ama söz kadın emeği ve isyanından açılınca. Bir de bizi dinleyin dememiz gerekir.
Yıl: 1908. Sivas’tayız. Emekle sermaye arasında bir savaşım var. Sivaslı kadın işçiler, günde 16 saat çalışıp 40-50 para yani 1 kuruş civarında ücret alıyorlardı. Ekmeğin fiyatıysa 5 kuruştu. 25 Haziran 1908’de elli kadın bir ayaklanmaya öncülük etti. (H. Zafer Kars’ın Belgelerle 1908 Öncesinde Anadolu) çalışmasından özetliyorum.) “1908 Haziran’ında Sivas’ta bir isyan patlak verir. 23 Haziran sabahı civardan gelen elli kadar kadın, vilayet konağı önünde toplanarak pahalı ve kötü ekmeği protesto ederler. Kadınların önayak olduğu isyan hızla yayılır, 500 kişilik bir kalabalık vilayet konağının camlarını indirir, un depolarını yağma eder. Un vurguncularıyla hareket eden belediye başkanı, kaçarak linç edilmekten kurtulur.”
Elbette bunun öncesi var. Şimdi size bir halk şairinin destanında “Vurun arslanlarım erlik sizdedir,” dediğini yazsam bir savaşta erkekleri coşturmak, yüreklendirmek için “vurun arslanlarım!” dediğini sanırsınız. Hayır, bilmez misiniz ki arslanın dişisi de arslandır. 18. Yüzyılın ünlü âşıklarından Bursalı Halil, destanını isyan eden kadın işçilere söylemiş.
18. Yüzyılda Bursa’da dokumacılık yapan kadınların (ve büyük olasılıkla erkek dokumacıların eşlerinin) piyasa koşulları ve geçim zorluğu yüzünden ayaklandığını bu destandan öğreniyoruz. Şiir daha iyi anlaşılsın diye birkaç kelimenin karşılığını parantez içinde yazdım.)
“Yine nefr-i âm oldu uzun saçlılar
Arkası fer (a)celi koynu taşlılar
Yüzleri yaşmaklı yaprak başlılar
Vurun arslanlarım erlik sizdedir
(Nefir-i amm / nefîr-i âmm, cemaatı toplama, halkı askere sürme.)
Nisa taifesi bayrağın açtı
Gümrik ağaları görünce kaçtı
Nice çuhadarlar çakşıra sıçtı (duvarı aştı)
Vurun aslanlarım soyluk sizdedir
( Nisa taifesi: Kadınlar topluluğu – Çakşır: ince kumaştan yapılmış erkek şalvarı.)
Kimi elde salak omuzda sopa
Yardımcınız olsun yaradan Hudâ
Sırmakeş Hanı’nda bir camlı oda
Kırın arslanlarım mertlik sizdedir
Okkayla terazi kalktı pazardan
Bezirgânlar gelmez oldu dışardan
Gayri din ü imân gitti kibardan
Vurun arslanlarım beylik sizdedir
Hatt-ı şerif geldi Sultan Selim’den
Hiç bilmez mi Bursalının hâlinden
Hemen duâ size Aşık Halil’den
Vurun arslanlarım day’lık sizdedir.
Kul Halil diye de anılan Aşık Halil’in bu şiiri bir ayaklanmanın kanıtı. Şu alıntıyı okuyalım:
“18. Yüzyılda yaşayan bu Bursalı şairin anlattığına göre; kadınlar yürüyor, kiminin elinde ucu zincirli sopa var, kiminin koynunda taş. Hepsi feraceli, yüzleri yaşmaklı, başörtülerin hemen hepsi yeşil olmalı, uzaktan yaprak gibi görünüyor. Hedefleri Sırmakeş Han’da bir oda. (Şimdi bu semtin adı Gümüşçekenler) Peki orada ne var? Şiire bakılırsa bir resmi daire. Kadınların gelişiyle gümrük ağaları ile çuhadarlar kaçışıyorlar. Gümrük vergisi Osmanlılarda hem şehirden şehire gelen ticari eşyadan hem de ithal ve ihraç edilen mallardan alınıyor. Şairimizin çuhadar sözü devlet görevlilerini de dokumacı loncası görevlilerini de kapsayabilir. Gümrük Ağalarıysa gümrük görevlileri olmalı. Ama, Bursalı kadınları sokağa döken, bir devlet dairesini yıkmaya yönelten sorun nedir?
Şiire baktığımızda bir ekonomik durgunluk anlatılıyor. Çarşı pazarda alışveriş durmuş, yurt dışından tüccar gelmez olmuş. Zenginler de iyice acımasız kesilmişler. Yurtdışından tüccarların gelmeyişinin bir nedeni Sultan Selim’in buyruğu olabilir. Gelmeyen tüccarlar alıcı mı satıcı mı? Orası belli değil. Ama şiirin edası sınıfsal bir tavır taşıyor hem yönetimin başı hem de zenginler (kibar) suçlanıyor.”
Bursa’da devrin yönetimine karşı kadınların bir gösteri yaptıklarından, padişahın bu gösterinin bastırılmasını emreden bir hatt-ı şerif çıkardığından söz edilmekte.
Gelelim bugüne:
Türkiye Cumhuriyeti’nde “Kadına seçme ve seçilme hakkı” 5 Aralık 1934’de verildi. Bu hakka, İtalya 1948,Fransa 1951,İsviçre 1965 yılında kavuşmuştu.
Türk kadınlarının seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 86. Yılında. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli devrimlerinden biri olan ve tüm dünya ülkelerinden önce Türk kadınına ‘seçme ve seçilme hakkı’ vererek kadınların önünü açmıştı. Bu gün, 1934 yılından bu yana her yıl 5 Aralık Kadın Hakları Günü olarak kutlanıyor.
Uzun söze gerek yok. Yüce Ata’mızın şu sözünün altına noktayı koyalım. “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


Tema Tasarım |