TÜRKİYE GENELİ

KORONA VİRÜS VERİLERİ

VAKA: 0
AKTİF VAKA: 0
ÖLÜM: 0
İYİLEŞME: 0

TÜRKİYE VE DÜNYA ÜZERİNDE KORONA VİRÜS VERİLERİ İÇİN

Ana Sayfa Yazarlar 12.03.2019 197 Görüntüleme
BİZİM KADINLARIMIZ!..

BİZİM KADINLARIMIZ!..

Ahmet ÖZDEMİR
Dün kaldığımız yerden devam edelim:
Gerçek olan şu: Kadınlarımız bizim başımızın tacıdır. Geri kalmışlıktan, ezilmişlikten, acizlikten söz edeceksek, bu kadınlarımızın alın yazısı değil, bütünüyle toplumumuzundur. Çünkü kadına kalkan eli doğuran da bir kadındır.

“….kadınlarımızda /onlar hüznü bir çeyiz / çileyi, ince bir nergis / ve gülerken bir dağ silsilesi / taşırlar / ve birer / acıdan ibarettiler / kayıtlarımızda / kadınlar ki alınlarımızda / doğuyu mavi bir nokta / ve yazgıları çok uzakta /bir nehir yoluna /karışırlar /ölümleri /duvaktan beyaz /ve Ahlat, Erciş, Adilcevaz / üzerinde geçen bir kederle / yarışırlar /ve birer yazmadan ibarettirler …….”

Hilmi Yavuz’un bir bölümünü yukarıya aldığım, “Doğunun Kadınları” şiiri ger-çeğin anlatımı değil midir? Anlatımıdır. Ama, eğer konu kadın haklarıysa; kadının toplum içindeki yeriyse, kadının namusu, vatan sevgisiyse, kadını kadın yapan değerlerin bütünüyse, işte orada durmak, Anadolu Kadının, Türk kadının önünde saygı ile eğilmek gerekir. Bu geçmiş için de, bugün için de, yarınlar için de böyledir. .

Dünyanın her yerinde geçerli olan bir kural vardır. Uygarlığın en ileri olduğu ülke, kadının en çok saygı gördüğü ülkedir.
Eski Türk toplumunda kadın, Türk ırkının tek bereket kaynağıydı. Hanların, hakanların, cengaverlerin önünde saygı ile eğildikleri bir onur anıtıydı.. Türk destanlarında kadın, ilahî bir varlık konumundaydı. Yaratılış Destanında, Tanrı’ya insanları ve dünyayı yaratması için fikir ve ilham veren “Ak Ana” adında bir kadındı. Oğuz Kağan’ın ilk karısı, karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insan üstü varlıklardı. Yakutlarda “Ak Oğlan” ağacın içinden çıkan nurlu bir kadın tarafından emzirilmişti. İlk Türk yazıtlarından olan Bilge Kağan Kitabesi’nde Kağan: “Sizler anam hatun. büyük annelerim, ablalarım, hala ve teyzelerim, prenseslerim…” diye söze başlamakta.

Eski Türk toplumunda kadın, bazen aile reisi ve her zaman Türk evinin direği, erkeğin vefalı arkadaşı, çocuklarının saygıdeğer anasıdır. Yapısındaki analık niteliği ona öyle bir değer kazandırmıştır ki, destanlar onu bir ilâhi varlık, bir dişi Tanrı gibi yansıt-mıştı. Yine eski çağlarda kadın-erkek birlikte tahta çıkardı. Ana bilge hatundu. Devletin bilgin ve egemen melikesiydi. Oğulların eğitimi annelere bırakılmıştı. Evinde, çadırında, atı üzerinde kadın erkeğiyle beraberdi.
9. Yüzyıldan itibaren Türklerin kitleler halinde Müslümanlığı kabul ettiği yıllar-da, Orta Asya Kavimlerinde kadın- erkek eşitliği en üst noktalardaydı.

Büyük Selçuklu akınları ile Türkler Anadolu’ya girip devlet merkezleri kurdukla-rında, Türk kadını harem kapatması değildi. Aktif hayatın içindeydi. Selçuklu sanatında, erkeğiyle birlikte resmi ve minyatürü yapılmış, sosyal yapılara, sanat eserlerine adları verilmişti. Devlet yönetiminde söz sahibi olmuşlardı. Tuğrul Bey’in eşi Altun Can Hatun, Alparslan’ın kız kardeşi Gevher Hatun gibi bir çok kadın askerin başına geçebilmişti. Ast-ronomi bilgini Müneccime Hatun gibi bilgin kadınlar çıkmıştı.
1200’lü yıllarda Divriği’yi merkez yapan Mengücek oğulları sosyal alandaki ku-ruluşlar ve yapılara önem vermişlerdi. Mengücek oğlu Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından 1228 yılında Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası yaptırılmıştı.

UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. Bunlardan birisi Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’dır. Özgün mimarisi, estetik kültürel ve evrensel değe-rinin yayında bir özelliği daha vardır. O da 13. Yüzyılda kadın erkek eşitliğini simgeleyen bir anıt olmasıdır.

Şifa yurdunun kapısının üzerindeki yazının anlamı şöyledir:
“El Melik Es Seyit Farudden Behram Şah’ın kızı Allah’ın affına muhtaç adaletli Kraliçe Turan Melek Allah rızası için bunun mübarek şifa yurdunun inşasını emretti. “

Dede Korkut’un “Deli Dumrul”u, canının yerine can bulma çabasına girince, bunu kadınında bulmuş, kadını ona hiç çekinmeden “canını vereceğini” söylememiş miydi? Şu Kazak atasözü ne güzeldir: “Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik kadındır.”
Yarın aynı konuya devam edeceğiz.

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


İlginizi çekebilir

YARIN GENE SABAH OLACAK

YARIN GENE SABAH OLACAK

Tema Tasarım |