Ana Sayfa Yazarlar 9.06.2021 4 Görüntüleme

NAZIM HİKMET VE ONUN OLDUĞUNU BİLMEDİĞİMİZ FİLMLER , OYUNLAR

Ahmet ÖZDEMİR
Nazım Hikmet 1924 yılında “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” romanını yazmaktaydı. Pravda koleksiyonunu karıştırırken, bir piyesinin oynandığı haberini okudu. Daha sonra, Nikolay Ek’le Moskova’da “Metla” (Çalı Süpürgesi) tiyatrosunu kurdu. Galiba ilk ve son tiyatro arteli buydu. Burada “Kabahat kimde?” diye bir piyesi oynandı. Nikolay Ek’le birlikte yazdığı “Kirpikçi” ve Kabahat Kimde adını taşıyan iki revü de oynanıyordu. İlk defa sinema ile tiyatro organik olarak bu revülerde birleşmişti. Dış sahneler revüde sinema ile sahne perdesine yansıtılmıştı.
Altı ay süren “Metla” serüveni, Nazım’da, “Kafatası” piyesine dayanan bir dram yazarlığı anlayışını kazandırmıştı. “Kapitalizmin son merhalesi emperyalizmi” büyük bir senaryo halinde işlemiş. “Ehram” adlı bir bale ve “Ayın Ondördü” adlı şiir-piyes yazmış, ancak oynanmamıştı. Ama bir çok parçalarını “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” isimli şiir – romanında kullanmıştı.
Moskova’ya döndükten sonra bir sürü piyes yazmış. “Sabahat”, İstasyon”, “Türkiye’de”, “Enayi” “İvan İvanoviç var mıydı, yok muydu?”, “İnek”, “İki inatçı”, “Tartüf – 59”, “Her şeye rağmen”, “Prag saatleri”, “Demokles’in kılıcı” ve başkaları…. Bunların çoğu oynanmamıştı.
1928-29 yıllarında, arkadaşları işkence görmüşlerdi, kendisi de İstanbul’da üzgün ve rahatsızdı. Muhsin Ertuğrul ziyaretine gelmiş ve bir oyun istemişti. Birkaç gün içinde bir oyun yetiştirmesi gerekiyordu. Aklına Moskova’da oynanmayan “Kafatası” piyesinin konusu geldi. Kısa sürede istenen oyunu yazdı. Ama ancak üç gün oynanmasına izin verilmişti. Bu oyun 1951 yılında Moskova Radyosunda birkaç kez temsil edilmişti.
Ertuğrul Muhsin, 1930’lu yıllarda iki piyesini daha sahnelemişti. “Bir Ölü Evi” ve “Unutulan Adam” “Bir Ölü Evi”nin konusu, klâsik burjuva miras dâvasıydı. Kafatası’nın akıbetine uğrar korkusuyla Nazım Hikmet’in adı yazılmamıştı. Ancak, dört gün oynanmıştı. Seyirci gelmemişti.
Muhsin Ertuğrul, ikinci oyunda Nazım Hikmet’in adını kullanmış. Baş rolü de kendisi oynamıştı. “Unutulan Adam”ın konusu kısaca şöyleydi: Genç bir asistanı olan ve genç bir kadınla evli, çok ünlü bir operatör, ününün ve burjuva ahlâk telâkkilerinin esiridir. Karısının kendisini asistanla aldattığını bildiği halde ses çıkarmaz. Dile düşmekten, ününü zedelemekten korkar. Kızı evli bir erkekten gebedir. Rezaleti önlemek için kızının çocuğunu kendisi düşürmeğe razı olur, kız ameliyat masasında ölür, profesör hapse düşer. Hapisten çıktığı zaman cemiyetçe unutulmuştur. Gideceği bir tek yer, unutulan adamların barınağı Sabahçı kahveleridir…
Nazım Hikmet, 1938’de başlayan hapis hayatında beş piyes yazmıştı: “Ferhat’la Şirin Yahut Bir Sevda Masalı”, “Yusuf’la Zeliha Yahut Yusuf ve Kardeşleri”, “İstasyon”, “Fitnat”, “Yerdepremi”. Bunlardan “Ferhat ve Şirin” Moskova’da, Pırag’da, Berlin’de ve daha bir kaç şehirde oynanmış. “Yusuf ve Kardeşleri” Çekoslovakya’da ve Demokratik Almanya’da oynanmış. Ayrıca , “Ferhat ve Şirin”den bir de film yapılmıştı. “Yerdepremi”yle “Fıtnat”ın müsveddeleri bile kalmamıştı.
Moskova’da 1962 yılı nisan-haziran aylarında yayınlanan anılarında, son derece alçak gönüllü davranıyor: “Ömrüm boyunca hep tiyatronun etkisi altında kaldım, ama üçüncü derecede bir dram yazarından daha yükseklere çıkamadım. Ama ne de olsa bu meselede kötümser değilim. İyi bir dram yazarı olabileceğimi umuyorum. Can çıkmadan umut çıkmıyor derler.” diye yazıyordu.
Nazım Hikmet’in çok güç koşullarda korunmuş, elden ele geçmiş, bazıları sağlığında basılamamış, bazıları özen gösterilmeden basılmış olan oyunları, son yıllarda gönüllü eleştirmenlerin çabalarıyla, içerde ve dışarda, derlenip toparlanarak yayınlanmaya çalışılmıştı. Ama diyebilirim ki ideolojik yaklaşım ve etkinliklerden kaynaklanan yanlışların, karışıklıkların, tutarsızlıkların önü alınamadı…
Nazım Hikmet’in şiir, roman ve masallarından sahneye uyarlamalar da yapıldı. Sevdalı Bulut (1973), Nazım (1968), Kerem Gibi (1970), Kuvayi Milliye Destanı (1976), Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (1976), Jakont ile Si-Ya-U (1978), Memleketimden İnsan Manzaraları (1979), Taranta Babu’ya Mektuplar (1978), Yanar Elleri (1993) gibi uyarlamaları örnek gösterebiliriz.(Tiyatro Ansiklopedisi-Aziz Çalışlar s.454)
Nâzım’ın en çok bilinen oyunu, yurt içinde ve dışında filme de çekilmiş olan “Ferhat ile Şirin” geçtiğimiz yıllarda İstanbul Devlet Tiyatroları’nda, Yücel Erten’in rejisiyle yeniden sahnelenmişti. Sözünü ettiğim gibi, otuzüç oyunun bir bölümü yurtdışında defalarca oynandı. Bir çoğunun filmi yapıldı. Bunlardan biri de Başar Sabuncu’nun 90’larda filme çektiği “Yolcu”ydu.
Nâzım’ın sinema serüveni Muhsin Ertuğrul’la başladı. Ertuğrul zaten başında bulunduğu Şehir Tiyatroları aracılığıyla, şairin oyunlarını sahneleyerek, ona başka yan işler de sağlayarak sıkıntılı yaşamına destek olmaya çalışıyordu. Nâzım 1930’lu yıllardan başlayarak dönemin “tek yönetmeni” Ertuğrul’un 13 filminin senaryolarını yazdı. . “Karım Beni Aldatırsa”, “Fena Yol”, “Söz Bir, Allah Bir”, “Naşit Dolandırıcı”, “Cici Berber” (1933), “Milyon Avcıları”, “Aysel Bataklı Damın Kızı”, “Leblebici Horhor Ağa” (1934), “Tosun Paşa” (1939), “Şehvet Kurbanı” (1940), “Kahveci Güzeli” (1941), “Kıskanç” (1942), “Kızılırmak Karakoyun” (1946) adlarındaki bu senaryoların bir bölümü yabancı tiyatro eseri ve operetlerden uyarlamaydı. (Zahir Güvemli-Sinema Tarihi-Varlık Yayınları) Nâzım bu filmlerin senaryosunu yazmakla kalmamış, yönetmen yardımcılığı da yapmıştı. Şair, “Kahveci Güzeli”nde İhsan Koza, “Kızılırmak Karakoyun”da Ercüment Er takma adını, diğerlerinde ise Mümtaz Osman adını kullanmıştı.
Nâzım Hikmet, bir dönem İhsan ve Osman İpekçi kardeşlere ait İpek Film Stüdyosu’nda çalıştı. Ertuğrul’la çalışırken “Düğün Gecesi/Kanlı Nigar” adlı kısa öykülü bir film ile “İstanbul Senfonisi” ve “Bursa Senfonisi” adlı iki belgesel film çekerek yönetmenliği deneyen Nâzım, ilk uzun metrajlı filmini ise “İpek Film Stüdyosu”nda çekti. 1937’de, İhsan İpekçi’yle birlikte ‘Türk sinemasını geliştirme’ idealleri doğrultusunda “Güneşe Doğru” adlı filmi çekmeye girişti. Mütareke yıllarında belleğini yitiren bir gencin hayal dünyası üzerine kurulan film başarısız oldu (Agah Özgüç-80. Yılında Türk Sineması. KBY) Nijat Özön ise, “soğuk, yapmacık, gerçek dışı” olarak niteler. (Türk Sinema Tarihi) Filmin baş oyuncuları Ferdi Tayfur ile tanınmamış genç bir kızdır. Filmin dekorunu yapan Abidin Dino’nun ağabeyi Arif Dino da başrollerden birini oynar. Şair bu dönemde de İhsan Koza adıyla “Senede Bir Gün”, “İstiklal Madalyası” (yön:Ferdi Tayfur), “Üçüncü Selim’in Gözdesi”, “Lale Devri” (yön: Vedat Ar), “Barbaros Hayrettin Paşa”, “Balıkçı Güzeli/Binikinci Gece” (yön: Baha Gelenbevi) filmlerinin de senaryolarını yazdı. (Nilgün Toptaş – Radikal 17 Ocak1999)
Nazım Hikmet, senaryo yazarlığı, yönetmen ve yönetmen yardımcılığı gibi işlerin dışında filmlere diyalog/ alt yazı çevirileri yaptı. İpek Film Stüdyosunda çalıştığı sıralarda seslendirme yönetmenliğini de üstlendiği gibi, zamanın ünlü seslendirmecileri Adalet Cimcoz ve Ferdi Tayfur’la birlikte seslendirmelere de katıldı.
Nazım Hikmet’in Türk Sineması’na bir hizmeti de, gazete ve dergilerde sinema sanatı ile ilgili yazıları olmuştu. Ne yazık ki ülkemizde sinema tarihi ve araştırmaları konularında pek fazla eser yok. Olanları sayısı bir elin parmakları kadar. Onların içinde son yayınlanan bir ikisi hariç, Nazım Hikmet’in adı geçmiyor. Bilmediklerinden olduğunu sanmıyorum. Bu isimden korktukları için olsa gerek.

İlginizi çekebilir

LÜTFEN SUSUN! YALNIZ DUA EDİN!

LÜTFEN SUSUN! YALNIZ DUA EDİN!