Ana Sayfa Yazarlar 27.06.2020 24 Görüntüleme

AHLAK ANLAYIŞININ BİZDEKİ ZEMİNİ

Ahmet ÖZDEMİR
“Etik” kavramına dayanak kılınmak istenilen Yunan Felsefesi ve Batı Uygarlığı, kuramsal ve hukuki açıdan çok gelişmiş olmakla birlikte, insan öğesine yeterli değeri verebilmiş değil.
Bu değer veriş bizim kültürümüzde var. Var ama kültürümüzdeki ve inancımızdaki ahlak anlayışı tarihin derinliklerinden bugüne taşınmış değil. Bazı okuyucularımız belki bıktı ama. Sözü yine Ahilik sistemine getireceğim.

Sözü çıraklıkla başlatayım: Usta eğer işyerinde ya da atölyesinde yeni bir çırağa ihtiyacı varsa çocuğun yeteneğini ve karakterini anlamak için geçici bir süre çalışmasına izin verirdi.
Ustalar, yanlarında çalışan çırak ve kalfaların arkadaş seçimine de özen gösterirdi. İyi arkadaşların, iyi bir sanatkâr olmada olumlu katkıları olacağına inanılırdı. Bu kısa gözlemlerden sonra çocuk yetenekli, çalışkan, dürüst ve güvenilir bulunursa o iş yerinde çırak olarak çalışmasına izin verilirdi. Ustası, çırağın hem mesleki hem de manevi hoca-sıydı. Ayrıca usta, o sanat dalındaki manevi liderleri, ünlü kişileri ve onların hayat hikâyelerini, fırsat buldukça çocuğa aktararak, çocuğun bu sanatkâr grubunun bir üyesi olmasına yardımcı olurdu.
Öte yandan akşamları toplanılan Ahi zaviyelerinde de ahlâki eğitim uygulanırdı. Böylece hem kendi çalıştığı mesleğin, hem de diğer meslek kollarının bir peygambere ya da bir pîre dayandırıldığını gören ve bunların örnek alınması lazım geldiğine inanan çocuk, yıllar önce o meslekte tesis edilen disiplinin sürdürülmesine inanırdı.

Usta ile çırak arasındaki ilişki tarzı bir çeşit itaat ve saygıyı içerirdi. Usta kısmen öğretici kısmen de baba rolünü üstlenmişti. Bu yüzden çırağı, ailesinin bir ferdi gibi göre-rek ona şefkatle muamele etmek durumundaydı.

Ustalığa yükselebilmek için üç yıl kalfa olarak çalışmak lazımdı. Bu süre içinde, hakkında şikayet olmayan, kendisine verilen görevleri dikkatle yerine getiren, özellikle çırak yetiştirme hususunda titiz davranan, diğer kalfalarla iyi geçinen, müşterilere karşı iyi davranan, bir dükkan idare edebilecek duruma gelen kalfalar törenle ustalığa yükselirdi.
Kalfanın kendi işyerini açabilmesi ve öğrendiği sanatıyla geçimini temin ede-bilmesi anlamına gelen “destur” verirdi.
Ustalık merasiminde Ahi şeyhi teraziyi göstererek;
” Ey Oğul!
Can ve gönül kulağı ile işit ustalığa destur istersin. Mesleğindeki ehliyetini ken-din işinle ispatladın. Yol kardeşlerin, ustan seni övdüler, dünya davranışlarında sana kefil oldular. Ahiret işlerinde de seni hak yolunda yürür, dinini diyanetini bilir,söylediler. Memnun olduk, mütehassıs olduk. Yüce mevlamızdan cümle mümin kulları ile birlikte seni de dünya ve ahiret nimetlerine kavuşturmasını niyaz eyleriz…
Ey Oğul!
Hak al hak ver. Kimseye dediğinden eksik verme ki, Hak Teala kazancına ve öm-rüne bereket vere. Ve her zaman teraziyi eline alasın, ahiret terazisini anmak gerekirsin. Yakında bilesin kim, helale hesap ve şüpheye itip ve harama azap olsa gerek. Haydi oğul, ona göre dirlik işin gereksin…”

Ahi Baba’nın Ustalığa yükselen gence nasihati:
“Harama bakma,
Haram yeme, haram içme,
Doğru, sabırlı, dayanıklı ol,
Yalan söyleme,
Büyüklerinden önce söze başlama,
Kimseyi kandırma,
Kanaatkar ol,
Dünya malına tamah etme.
Yanlış ölçme, eksik tartma.
Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini,
Hiddetli İken yumuşak davranmasını bil ve
Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.”
Ustalık töreninin “helâllık” bölümünde ustası, yeni usta olan kalfasının arkasını sıvazlayarak şöyle derdi:
“Bilginlerin dediklerini, esnaf şeyhinin nasihatlerini, benim sözlerimi tutmazsan; ana, baba, öğretmen, usta hakkına riayet etmezsen, halka zulüm edersen, kâfir ve yetim hakkı yersen, özetle Allah’ın yasaklarından sakınmazsan yirmi tırnağım ahirette boynuna çengel olsun”

Ustalığı istenilen kalfaya sembolik olarak sanatla ilgili bir-iki tane aletin verilmesinden sonra usta adayı, ustanın ve diğer yaşlıların ellerini öper ve şükranlarını dualara eşlik ederek arz eder. Diğer usta ve kalfalar tarafından, bu terfiyi ve yeni kalfanın araları-na katılışını sembolize eden “peştamal kuşanma” ve Kur’an-ı Kerim’den “ayet” okunma-sından sonra “ustalığa kabul ediliş töreni” tamamlanmış olurdu.